• Pazartesi -1 ° / -17 ° Parçalı bulutlu
  • Salı 0 ° / -16 ° Bulutlu
  • Çarşamba 1 ° / -11 ° Bulutlu

MEHMET ŞENER BU NE LAHANA BU NE PERHİZ?

08.01.2013 tarihinde Efkan Ala`yı "YARI TANRI" İlan Eden Mehmet Şener, 12.10.2014 tarihinde methiyelerle övmüştür. Kısacası Paralel Yapı Öncesi ve Paralel Yapı Sonrası duruş...

Tarih: 08.01.2013 Gazeteci Yazar Mehmet Şener bir yazı kaleme alır. Yazının başlığı; MUHAMMER SEN ÖLKİ BİRİLERİNİN YOLU AÇILSIN” Yazının başlığı her ne kadar da, o günlerde Karayolları Bölge Müdürlüğünde çalışan Bir Greyder Operatörünün Çirişli de karla mücadele sonucu hayatını kaybettiğini anlatan bir yazı olarak görülse de, aslında içeriğinde BİRİLERİ dediği kişinin EFKAN ALA olduğu apaçık ortadadır.

Zaten Mehmet Şener yazısında da, Neymiş, devletin ala bir bürokratı seçim gezisi için ilçesine ulaşmalıydı.” Diyerek Efkan Ala'yı vurguladığını gözler önüne sermektedir.  

Hafızlarımızı yoklayacak olursak; O gün Başbakanlık Müsteşarı Sayın Efkan Ala Erzurum'u ziyarete gelmiş, şehirde bir takım incelemeler ve görüşmelerden sonra Baba ocağı Oltu'ya Annesinin hayır dualarını almak için gitmişti.

Mehmet Şener Yazısında Efkan Ala'ya şu sözleriyle de aba altından bariz sopa göstermektedir.

Oysa bu şehirde dün, sırf devleti alinin en büyük bürokratı salimen memleketine turistik gezi yapsın diye, ne kadar iş makinesi varsa seferber edilmişti.

Neymiş, devletin ala bir bürokratı seçim gezisi için ilçesine ulaşmalıydı.

Sayın devlet büyüğü biliyoruz ki, dağlar taşlar sizin için açıldı ve siz ki o şerik kabul etmez yarı tanrı halinizle, elbette çığ altında kalıp yiten Muammer'i umursamayacaksınız…” sözlerine yer vermiştir.

Gazeteci Mehmet Şener 08.01.2013 tarihli bu yazısında Efkan Ala'yı adeta aba altından sopa göstererek topa tutmuştur. Henüz Paralel Yapı denilen Ülkemizi karanlıklara gömmek isteyen zihniyetin hortlamadığı o tarihlerde kılıcının her tarafı kesen Mehmet Şener, 17 ve 25 Aralık Operasyonları sonrası İçişleri Bakanlığına getirilen Efkan Ala'yı hedef alan bu yazısının pişmanlığıyla doksan derece dönüş yapmış, o gün Efkan Ala'ya YARI TANRI” benzetmesi yaparak kaleme aldığı yazısının hafızalardan silinmesi için, 12.10.2014 tarihinde EFKAN ALA KİM?” Başlıklı yazısında methiyeler sıralayan bir yazı kaleme almıştır.

BU NE LAHANA? BU NE PERHİZ?

Paralel Yapının deşifre edildiği 17 Aralık 2013 tarihi öncesi 08.01.2013 tarihinde kaleme aldığı MUHAMMER SEN ÖLKİ BİRİLERİNİN YOLU AÇILSIN” başlıklı yazısıyla Efkan Ala'yı adeta YARI TANRI” ilan eden Mehmet Şener, 17 Aralık 2013 sonrası yani ülkemizi karanlıklara gömmek isteyen paralel yapının deşifre edildiği tarihten sonraki 12.10.2014 tarihinde EFKAN ALA KİM?” Başlıklı yazısında Efkan Ala'ya methiyeler dizmesinin ne lahana ne pehriz olduğunu merak etmekteyiz.

SÖZ VERDİK... EFKAN ALA'YI SİZLERE YEDİRTMEYECEĞİZ!...

Her iki yazı okunduğunda ortaya çıkan sonucun Paralel Yapı Öncesi ve Paralel Yapı Sonrası nabza göre şerbet olduğu görülüyor.

Cemaatle sevişirken memleketine turistik gezi yapsın diye sanki bir Greyder Operatörünün ölümüne sebep olmuş bir devlet adamının vurdumduymaz oluşunu bas bas bağırıyor.”

Cemaat bitince; Efkan Ala ki, bu ülkenin ikbali ve istikbali uğruna serden geçmiş bir Dadaştır.” Sözleriyle süslü püslü yağlayıp ballıyor.

Şimdi Takdiri siz değerli okurlarıma bırakarak Mehmet Şener'in 17 Aralık 2013 öncesi 08.01.2013 tarihinde kaleme aldığı MUHAMMER SEN ÖLKİ BİRİLERİNİN YOLU AÇILSIN” başlıklı yazısıyla, 17 Aralık 2013 sonrası 12.10.2014 tarihinde EFKAN ALA KİM?” Başlıklı yazısını hafızalarımızı yenilemek için başbaşa bırakıyorum.

İŞTE MEHMET ŞENER'İN O İKİ YAZISI

Muammer sen öl ki birilerinin yolu açılsın…

08.01.2013 06:57:18 Yazar : Mehmet ŞENER

Arkadaşları gitme” dedi. Hatta sen deli misin bu karda fırtınada yol mu açılırmış” diye çıkıştılar bile…

Ama O kimseyi dinlemedi, sadece ve sadece vicdanının sesine kulak verdi.

Ucunda ölüm de olsaydı, o yola çıkacaktı ve de çıktı…

Dün Erzurum'da kar'dan bir okyanus, fırtınadan bir cehennem vardı.

Okullar tatil edilmiş, şehiriçi ulaşım dahi durma noktasına gelmişti. O vesileyle öğrenmiş olduk ki, şu bizim acar belediyelerimiz meğerse birer kartondan kahramanlarmış. Çünkü dün hepsi çuvalladı, burunlarının dibini bile göremez oldular. Yani bizim allayıp pulladığımız o belediyeler birer fiyaskodan ibaretmiş.

Düşünün ki, Yıldızkent'te mahsur kalan belediye otobüsünü bile kurtaracak bir belediye yoktu!

Kısacası adamların makyajı birkaç saatte akıp gitti. Geriye sadece herkesi ürküten çıplak bir gerçek kaldı.

Buna rağmen dün bu şehirde biri, başkaları yaşasın diye ölüme yürüdü…

Tıpkı ateşe koşan kelebekler gibi…

Hiç tereddüt etmedi.

Madem ki! dedi, şu karda ve fırtınada Çirişli'de birileri mahsur kaldı ve devletin onları kurtarmasını bekliyor. Oturmak, durmak olmaz. Devlet bize tam da bu günler için maaş ödüyor. Ben greyderimi alırım ve o mahsur kalan insanları kurtarmaya giderim” dedi.

Ve atladığı gibi greyderine düştü yollara…

Çünkü orada birileri ölümle pençeleşiyordu; her geçen dakika onlar için önemliydi.

Adı Muammer Yalçın; Karayolcu…

Greyder operatörü, ama ondan önce insan ve yüreğinde on okka bir kalp taşıyor.

Korkusuzdu, cesurdu.

Çıktığı o yolculuğun ölümü olacağını aslında biliyordu. Çünkü o, o yolların yolcusuydu ve o dağların yalnız bekçisiydi.

Bile bile dağlara vurdu… Nefesi donduran fırtınaya karşı bıçak salladı.

Oysa kar da dur” diyordu, ıslık çalan fırtına da…

Muammer bir görev adamıydı; greyder operatörlüğü sonraki iş…

Her şeye rağmen Muammer, Çirişli'ye ulaştı; imdat bekleyenlerin imdadına yetişmişti ki, olan oldu:

Çobanlara yoldaş, sevdalı aşıklara çeşme olan Bingöl dağları, Muammer için aynı cömertliği göstermedi.

Dağ öyle bir kustu öyle kustu ki, sırtını kaplayan ne kadar beyaz örtü varsa hepsini Muammer'in üstüne boca etti.

Ne dağlar kadar büyük bir yüreğe sahip olan Muammer, ne de demirden bir kartal olan o greyder kar seline karşı koyamadı.

Karayolcu olmak böyle bir şeydi zahir: Ucunda ölüm de olsa, can kurtarmak için can feda etmekti.

Biz onları hep iş makinelerinin sırtında sert insanlar olarak tanırız ya, aslında hiç de öyle değiller…

Onlar, yüzlerindeki sert çizgilerin aksine yüreklerinde ürkek bir güvercin heyecanını yaşarlar.

O gün Muammer'e, Çirişli'ye git diyen” olmadığı gibi bilakis gitmemesi yönünde telkinler yapıldı. Ama Muammer kimseyi ölüme mahkum etmeyecek kadar cesurdu, ta ki kendi ölümüne rağmen…

Oysa bu şehirde dün, sırf devleti alinin en büyük bürokratı salimen memleketine turistik gezi yapsın diye, ne kadar iş makinesi varsa seferber edilmişti.

Neymiş, devletin ala bir bürokratı seçim gezisi için ilçesine ulaşmalıydı.

Sayın devlet büyüğü biliyoruz ki, dağlar taşlar sizin için açıldı ve siz ki o şerik kabul etmez yarı tanrı halinizle, elbette çığ altında kalıp yiten Muammer'i umursamayacaksınız…

Sayın devlet büyüğü hiç üzülmeyin nasılsa sizi de vekil seçeceğiz.

Bu memleket kimleri vekil seçmedi ki…

Kaç Muammer ölürse ölsün, yeter ki egemenlerin saltanatı bi hakkın sürsün…

Bendeniz dün bu şehir adına bir kez daha kahroldum.

Çünkü dün baktım ki, greyder operatörü Muammer'in, başka canları kurtarmak için verdiği mücadele, devletin zerre kadar umurunda olmamış. Varsa yoksa, Ankara'dan gelen devlet büyüğünün magazin gezisi…

O yüzden Muammer kardeşim sana Allah'tan rahmet diliyorum ama bil ki verdiğin mücadele devlet kayıtlarına tek bir cümle ile bile geçmeyecek..

Çünkü sen vatandaşsın, devlet büyüğü değil.

Ölürsün, öldüğünle kalırsın…

 

********************

 

Efkan Alâ kim?

12.10.2014 23:45:26 Yazar : Mehmet Şener

 

IŞİD`in, Kobani`ye saldırısını bahane ederek, sokakları ateşe veren ve nihayetinde de iki polisimizin şehit olmasına, otuzu aşkın insanımızın da ölmesine sebep olan terör örgütü taşeronu vandallar koru halinde bağırmaya başladılar:

"İçişleri Bakanı Efkan Alâ`yı istemiyoruz"

Alâ`yı istemeyen sadece bu sokak eşkıyaları değil, başkaları da var.

Misal; Paralelciler, aşırı Kürt milliyetçileri, bir kısım solcular, suç baronları ve bazı yabancı istihbarat örgütleri...

Çünkü Efkan Alâ, kitabın ortasından konuşuyor.

O, her yanıyla tam bir Dadaş...

Ne söylenmesi gerekiyorsa onu söylüyor. Yani lafı eğip bükmeyi bilmiyor.

Hal böyle olunca başta PKK ve bağlı unsurları olmak üzere, etrafta ne kadar çakal varsa hepsi Efkan Alâ`ya çullanıp, O`nu akıttıkları kirli kanda boğmak istiyorlar!

Lâkin güçleri yetmeyecek. Çünkü Efkan Alâ, o çıkışlarıyla aslında maşeri vicdanın sesine tercüman olmakta ve 77 milyonun haklarını savunmaktadır.

Efkan Alâ diyor ki:

"Askerimize, polisimize, sivil vatandaşımıza kurşun sıkan, okulları ve kamu kurumlarını yakıp yıkan, vatandaşın can ve malına kasdeden, Türkiye`yi kaos ortamına sürükleyen kim olursa olsun, bu eyleminin karşılığını misliyle bulacaktır."

Bu çıkış, elbette ki PKK`yı ve yandaşlarını hop oturtup hop kaldıracaktır. Ancak sırça köşklerde yaşayan sözde aydınlar ve paralelciler niye rahatsız oldu anlayamadım.

Efkan Alâ, bu ülkenin içişleri bakanı...

O`nun görevi, yurdun dört bir yanında asayişi tesis etmek ve ülkenin huzurunu muhafaza etmektir.

Ve tabii ki aynı zamanda bir görevi de, kim ki bu huzuru kaçırmak isterse onlarla mücadele edip suçluları adalete teslim etmektir.

Efkan Alâ`nın yapmaya çalıştığı tam da budur...

Geçen hafta yüreğimiz acıyarak izlediğimiz bu olaylar bize şu gerçeği gösterdi:

Bunca olumsuzluğa rağmen devam etmekte olan çözüm sürecinin getirdiği olumlu gelişmeleri istismar ederek, devletin sabrını sınamaya çalışan bölücü örgüt aslında barıştan yana değil.

Olaylar, yapılan açıklamalar, verilen mesajlar ortada...

Hükümetin tüm iyi niyetli bu adımlarına karşın, ister derin PKK deyin, isterse dış güçlerin oyunu fark etmez; birileri Türkiye`de kardeş kanı akması için oyun üstüne oyun kuruyor.

Efkan Alâ bu gerçeği en iyi bilen bir devlet adamıdır.

O`nun kellesini isteyenlerin ortak paydası ise, yangın yerine dönmüş bir Türkiye ve dizleri üzerine düşmüş bir Recep Tayyip Erdoğan...

Bu sebeple...

Bugün başta Erzurum halkı olmak üzere, yüreğinde vatan sevgisi olan herkes Efkan Alâ`ya sahip çıkmak zorunda.

Çünkü o Efkan Ala ki, bu ülkenin ikbali ve istikbali uğruna serden geçmiş bir Dadaştır.

Kimi bakanların yaptığı gibi O da sütre arkasında kalır, zevahiri kurtaracak lastikli laflar etmesini bilirdi. Ama O bunu yapmadı, yapmıyor.

Nerede ve kimin önünde olursa olsun hakikatleri söylemekten geri durmuyor.

Askere, polise, sivil vatandaşa kurşun sıkan alçaklara sesleniyor. Diyor ki, "Yaptığınız eylemin misliyle karşılığını bulacaksınız."

Başka ne diyecekti ki...

Efkan Alâ Erzurumlu...

Ne aristokrat bir aileden geliyor, ne de atadan deden burjuva...

Tam tersi.

Köylü çocuğu...

Ben beklerdim ki Efkan Alâ`nın kellesini isteyen çakal sürülerine karşı dün Erzurum`da açıklama üzerine açıklama yayınlanır.

Yanılmışım...

Bir tek DOSİAD Başkanı İbrahim Aydemir, ayağa kalktı ve Efkan Alâ`nın sırtlan sürüsüne yem edilmemesi gerektiğini haykırdı.

Başka?

Başkası yok işte; her yer kapı duvar!

Yahu bırakın başkasını AK Parti il teşkilatı bile olup bitenin farkında değil!

Adamlar Efkan Alâ`yı çiğ çiğ yemek istiyorlar memleketi Erzurum hâlâ işe uyanamamış...

Bazıları O`nun için "Derenin geçidini yoklayan deli" yakıştırması yaptı.

Oysa tam tersi bir durum söz konusuydu.

Efkan Alâ, "zor zamanda konuşan" yürekli bir devlet adamıdır.

AK Parti muhalifi bazı kesimlerin gözleri öylesine körelmiş ki, Erdoğan`a olan hınçları ve kinleri yüzünden en yakıcı hakikatleri bile görmek istemiyorlar.

Efkan Alâ`ya vururken aslında PKK`nın ekmeğine yağ sürdüklerini bilmiyorlar.

İlk anından itibaren çözüm sürecini canla başla savunan biriyim. Ve bu düşüncemden hâlâ da vazgeçmiş değilim.

Amma velakin...

Çözüm sürecini sabote edenlere, kendi halkına kurşun sıkanlara, ülkesinin sokaklarını cayır cayır yakanlara, düşmanla el ele verip kaos üretenlere karşı zerre miskal hoşgörüm yok...

Efkan Alâ da böyle düşündüğü için PKK`nın ve yandaşlarının en büyük düşmanı!

Efkan Alâ`ya sahip çıkılması gerektiğini söylerken, kesinlikle şehir şovenizmi yapmıyorum. Erzurumlu olması benim için ilave bir değer o kadar...

Görüyorum ki Efkan Alâ sessiz yığınların duygularına tercümanlık ediyor.

O konuşunca, onlarca milyon insan konuşmuş gibi oluyor.

Bir devlet adamı düşünün ki, karşısında şöyle bir cephe var:

PKK...

Paralelciler...

Mafya...

Bir takım solcular...

Ve asla Türkiye için hayırlı rüya görmeyen yabancı  istihbarat servisleri...

Allah aşkınıza söylesenize, bu adam "tam inanmış" bir vatanperver değil midir?

Bendeniz Efkan Alâ`nın avukatı da naibi de değilim elbette...

Bendeniz O`nun bir hemşehrisi ve O`nun gibi inanan biriyim o kadar...

Şayet bir kıymet-i harbiyesi olursa bendeniz bugün O`nun yanındayım ve haklı davasının savunucusuyum.

Çünkü amentüm şudur:

Mevzubahis Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin bekası ve de bu topraklar üzerinde yaşayan insanların dini, dili, ırkı ve meşrebi ne olursa olsun tüm halkların  kardeşliği ise eğer, gerisi gerçekten de teferruattır.

Efkan Alâ, o çıkışlarıyla ne şov yapıyor, ne de "derenin geçidini yoklayan bir deli"dir. O, ana bellediği bu vatanı canından aziz bilen bozulmamış bir Anadolu çocuğu, özelde de hakiki bir Dadaş...

Haydi Erzurum bi ses ver. Sen ki en zifiri karanlıklarda bile bu milletin umudu olmuş, Milli Mücadele meşalesini tutuşturmuş bir şehirsin...

Bak, bak da gör; çakallar, sırtlanlar, itler ve yılanlar senin yürekli bir evladını bir lokma etmek için nasıl da  çırpınıp duruyorlar.

Şimdi ayağa kalkmayacaksan, ne zaman?